ssbfoto.jpeg

Bilgiyle Demokrasiyi Var Etmek, Demokrasiyle Bilgiyi Büyütmek

Dünya hızla değişiyor. Ekonominin üretim biçimleri, dünyanın uluslararası ilişkiler düzeni, toplumların yapıları ve siyaset birbirleriyle derin bir biçimde etkileşerek değişiyorlar. Bilgi çağının ortaya çıkarttığı sonuçlar istihdam alanlarımızı, kurduğumuz sosyal iletişimleri, bu iletişimlerin ortaya çıkarttığı toplumsal dinamiği, o toplumsal dinamiğin siyasi temsil biçimlerini değiştirerek her birimizin hayatına değiyor. Bilgi teknolojileri devrimi ekonomiden siyasete değişimi tetikliyor. 

Her büyük değişim gibi bu teknolojik dönüşüm de ilk önce ortaya çıkacak pozitif etkilerine dair duyulan heyecanın ağır bastığı bir düşünsel ve duygusal çerçeve yaratmışken, etkiler hızlandıkça olumsuz etkilerin varlığı bu zihinsel ve duygusal çerçevemizi de dönüştürmeye başladı. Her şeyden önce bu büyük dönüşümün “Sanayi 4.0” adı altında salt ekonominin işleyişini doğrudan etkileyecek bir değişim olmadığını deneyimle öğrendi tüm dünya. “Büyük veri” ve bu büyük verilerin işlendiği “algoritmalar” sadece ekonominin üretim bantlarını şekillendirmekle kalmadı, sağlığımızdan demokrasimize her şeyimizi dönüştürüyor.

Devamını oku...

Sosyal Demokrat Dergi,     

26 Aralık 2019

ssbfoto.jpeg

Her yerde ve hemen: Sağ Popülizme karşı Sosyal Demokrasi

Küresel ölçekte istikrarsız bir dönemden geçiyoruz. Otoriter siyaset ve neopopülizm dünyamızı nefessiz bırakıyor. Freedom House’un 2019 yılı için yayınladığı Dünyada Özgürlük raporunun başlığı, milyonların yaşadığını iki kelimede özetliyor: “Demokrasiden uzaklaşma (Democracy in Retreat)”. 

Rapor, 2018’in, küresel özgürlüklerin azaldığı ardışık on üçüncü yıl olduğunun altını çiziyor. Özgürlükler, otoriterliğin ve popülizmin elinde paramparça ediliyor. “Özgür olmayan” ülkelerin dünyadaki oranı, bu on üç yıl içerisinde, %23’ten %26’ya çıkarken, “özgür” ülkelerin oranı ise %46’dan %44’e gerilemiş. Özgürlüklerin yok edilişinin en belirgin olduğu alanın ise demokrasinin önemli bir parçası olan “sandıklar” olduğunun da altını çiziyor rapor. Baskıyla, hileyle, gerçek-ötesi siyasetin temeli haline gelen bilgi kirliliği ve yanlılığı ile manipüle edilen sandıklar yoluyla demokrasi yıkılıyor.

Devamını oku...

Sosyal Demokrat Dergi,     

5 Eylül 2019

ssbfoto.jpeg

Sağın duvarlarını sol ile yıkmak

Etrafımıza duvarlar örülüyor. Zihinsel duvarlar… Yükselen neo-faşist ve neo-popülist siyaset toplumları ayrıştıran, kimlikler üzerinden herkesi kendi cemaati içine sıkıştıran bir hırçınlığı tüm dünyanın üzerine boca ediyor. Neo-faşist sağ siyaset “ötekine” ve “düşmana” duyulan öfke üzerine kuruluyor. “Öteki” kimi yerde doğduğu topraklar üzerinden tanımlanıyor. Kimi zaman istemeyerek ülkesini terk etmiş olmak, göçmen veya sığınmacı olmak düşman görülmek için yeterli oluyor. Kimi zaman isteyerek yeni topraklarda bir hayat kuranlar “yerliye”, “milliye” tehdit kabul ediliyor. Neo-faşizm kimi yerde inanç üzerinden örüyor o duvarı. Bazı topraklarda siyasal İslam’la, bazı topraklarda İslamafobiyi yayarak… Hepsi aynı kapıya çıkıyor, inandığımız veya inanmadıklarımız üzerinden ayrıştırılıyor, ötekileştiriliyoruz. Kimi yerde giyimimiz üzerinden, kimi zaman cinsiyetimiz, cinsel yönelimimiz, yaşam tarzımız üzerinden ayrıştırılıyoruz. Yükselen sağ siyaset dört bir yanımıza duvarları yükseltiyor. Bu duvarların ortaklaştığı bir şey var; günlük kaygıların gerçek sebebi olan düzeni sorgulamamıza fırsat vermeden, kimliklerimiz üzerinden korkularımıza hapsolduğumuz alanlar yaratmaları. 

Etrafımıza duvarlar örülüyor. Fiziki duvarlar… Kimi yerde meclislerde uzun uzun tartışılarak örülüyor, kimi yerde gözden kaçırılarak örülüyor bu duvarlar sınırlara. 

Aynı Pink Floyd’un “The Wall” albümünde tarif ettiği gibi… O duvarlar sanatla kavga ederek, eğitimi ideolojilere hapsederek, müziği ve farklı sesleri kısarak örülüyor. Pink Floyd kendi albümündeki duvarı tam da böyle tanımlıyor: “Duvar” hayatımız boyunca etrafımıza kurduğumuz, kendimizi hapsettiğimiz bariyerlerdir; “duvardaki tuğlalar” ise bizi başkalarından kopartıp içe kapatan insanlar ve olaylardır.

Devamını oku...

Sosyal Demokrat Dergi,   13 Mayıs 2019

ssbfoto.jpeg

Çare Soldadır...

Neoliberalizmin bir özetini yapmak gerekirse, bu yazı açısından şunu söylemek mümkün: Neoliberalizm, ekonomiyi siyasetten, siyaseti de ekonomiden kopartmayı büyük ölçüde başarmıştır. Bugün yeniden kurmaya ihtiyaç duyduğumuz bağ tam da budur. Ekonomi siyasetsiz, siyaset de ekonomisiz olmaz, olamaz.

2008-2009 küresel krizinin hareketlendirdiği meydanlar kadar, küresel ölçekte toplanmaya başlayan birçok veri de bu bağın yeniden kurulması ihtiyacını ortaya koyuyor. Bu bağın hangi yönde kurulacağı, bugün yaşanıyor olan eşitsizlikler ve kırılmalardan nasıl bir siyaset doğacağı, geleceğimizi şekillendirecek bir unsur olarak karşımızda duruyor.

2018 Küresel Eşitsizlikler Raporu 1980’den itibaren artan küresel gelir eşitsizliğini belgeliyor. 1980’den beri yaşanan küresel gelir artışından en zengin yüzde 1’in aldığı pay en yoksul yüzde 50’nin aldığı payın iki katı. Aynı veri tabanı gelir adaletsizliğine eşlik eden bir başka eğilime de işaret ediyor: Ulusal servetler özelleştirildi. Kamunun ulusal servetler içerisindeki payı 1980’lerden itibaren istikrarlı bir şekilde eridi. Credit Suisse’in yayınladığı 2017 Küresel Servet Raporu da benzer bir adaletsizliğe işaret ediyor. Dünya nüfusunun yüzde 0,7’si 1 milyon doların üzerinde servete sahipken, nüfusun yüzde 70,1’inin kişisel serveti 10 bin doların altındadır.

Devamını oku...

Sosyal Demokrat Dergi,   15 Ekim 2018

ssbfoto.jpeg

24 Haziran Okuması: Sınıftan Kaçıştan Sınıfın Keşfine

İktidarın yapısal krizinin bir tezahürü olarak Türkiye’nin önüne bir baskın seçim biçiminde konan 24 Haziran genel seçimleri, hem süreç, hem de sonuçları itibariyle yeni bir dönemin açıldığına işaret ediyor. Bilinen resmi sonuç birkaç boyut içeriyor. Neo-Milliyetçi cephenin hem meclis çoğunluğunu, hem de Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmasıyla, 200 yıllık demokratik geleneğin ürünü olan parlamenter demokrasinin tarihe karışması bir boyutu. Adına “Türk tipi Başkanlık” denen, kuvvetler ayrılığını, dolayısıyla modern anlamıyla “demokrasiyi” fiilen ortadan kaldıran tek adam rejiminin artık bir gerçeğe dönüşmesi de diğeri. Bir başka deyişle, AKP iktidarının ‘’yeni rejim’’ inşasında önemli bir mesafe aldığını görüyoruz. Bu ‘’yeni rejim’’ demokratik siyaset alanının giderek daha fazla daraltılmasına, gücün tek elde toplanmasına, demokratik denge-denetim mekanizmalarının birer prosedüre indirgenerek fiilen ortadan kaldırılmasına, gücün bir lider kültü üzerinden şahsileştirilmesine dayanıyor.

Devamını oku...

Sosyal Demokrat Dergi,     17 Ağustos 2018

Adalet Yürüşünün Ardından 

Kimisi yaptığı işlerle karanlığın perdesini çeker memleketin ve insanların üzerine, kimileri ise adım adım o perdeyi aralar ve aydınlığın ışığını doldurur etrafına. Bu sefer o aydınlık gerçekten atılan adımlarla yayıldı ülkeye. 24 gün, 700 bin adımda büyüdü. Her adım kendinden büyük izler bıraktı. Umudu çoğalttı. Özgüveni arttırdı. Biz olduğumuzu anımsattı. Siyasete ve Türkiye’nin geleceğine dair olabileceğini düşündüğümüz aydınlığın uzak olmadığına ilişkin heyecan yarattı.

Siyasetin tüm olağan kanallarının tıkandığı bir zeminde yeni siyaset arayışında önemli bir büyük adım olarak değerlendirmeliyiz adalet için atılan yüz binlerce adımı. Hem yürüyüşün kendisine dair yapacağımız değerlendirmelerde, hem de bu yürüyüşü geleceğin yeni siyasetini oluşturmak için bir fırsata dönüştürecek şekilde değerlendirmek konusunda. Yürüyüşte atılan adımlar tıkanmış olan ‘’normal’’ siyaset kanallarına alternatif yeni bir kanal açmış olması ile bugün topluma büyük bir nefes aldırdı. Ama daha önemlisi, atılan adımların çok ötesinde yeni özgürlükçü siyasete evrilmeye bir fırsat penceresi araladığına dair yarattığı umut, heyecan ve istek ile geleceğin aydınlığına da işaret ediyor.

Devamını oku...

Sosyal Demokrat Dergi,     23 Ağustos 2017

Takip et:

© 2018 Selin Sayek Böke.

 

Telefon:

+90-312-420-5306

 

  • Facebook Clean
  • Twitter Clean